Kıskançlığın Kıskacı
| 20 Mayıs 2010 |
Sevmeyi kıskanmak için bir neden olarak görmektense onu, kıskançlığı aşmak için bir araç olarak konumlandırmak hem daha sağlıklı, hem de erdemli değil mi? Peki ya bunu becerebilmek, sevmeye yeterince yetenekli olmamayı mı gerektiriyor? Yani kıskanmayanları ya da en azından kıskançlıklarını kimsenin sağlığını harap etmeden kontrol edebilenleri daha "duygusuz" bir yere mi konumlandıracağız? Oysa içe atıla atıla yer etmiş bir için hesabını kim bilebilir? Kimbilir?
Bırakalım da sahibi düşünsün bunu ama insanların birbiri için geldiği anlamlar, eskisi gibi siyah ve beyaz tanımlarından daha renkliler. İyiliği kötülüğü pekala tartışılır zira hayatlarımıza almakla, hayatlarında olmayı seçtiğimiz - seçildiğimiz - insanlar arasında gelişen bağların günümüzdeki en önemli özelliği "bağlamaması". Ve üstelik tüm bu tanıma rağmen de gayet yaşanılabilir olması. Cazibesi de orada. Dolayısıyla değişen süreçleri bugüne devşirmeli. Seçimleri değiştiremiyorsak meseleyi, bakılan açının ayarlarıyla çözmeli. Bu yüzden de sevilen birini kıskanarak hayatı "çift" taraflı dar etmek yerine sonsuz bir özgürlük alanından kime, ne zarar gelir? Hatta panzehri bile olur çoğu kaygının. Ama yan etki de yapar bazısına, pelesenk dolar ağzına;"Beni neden kıskanmıyorsun?" diye döner durur ortalarda.
Sahi sevgi diye bir şey olduğunu bilmeselerdi, hiçbir zaman kıskanmayacak insanlar var mıydı?
Bence yoktu.
Unutulan şu ki;
Kıskananın derdi öncelikli kendiyle, kıskanması ise beceriksizliğine bahane.
Sevgiyle...






bişi dicem
hiç fena değil