Mesafenin Gramajı
| 9 Nisan 2010 |
"Dokunun gerçek olsun!" diyordu yıllar önce bir cep telefonu reklamı.
Sonra dokunanların hepsi, çok da vakit geçmeden soluğu bir sonraki cep telefonunda alıyorlardı.
Çünkü dokundukları, (henüz) dokunmadıkları karşısında cazibesini yitiriyordu.
Yazmak da böyle bir şey. Aramızdaki ilişki bir gün dokunarak, bir gün kaçarak... Ne kaybolunan günlerin sorulan hesabı. Ne bir emir komuta zincirinin stratejik halkası. Kimi zaman sayfa açmadan geçirilmiş onlarca gün... Bazense uykuyu bile bertaraf edecek denli telaşlı.
Kısacası aynı bünyede yaşayan ve birbirine yanaşmayan birden fazla kişi gibi. Buluştukları masa özgürlük, beslendikleri gıda yalnızlık...
Şimdi nedense, bir hayalin motifiyken tema olmak arzusuyla... Dokunmaya meyilliler. Hem birbirilerine, hem de bünyenin geleceğine.
Peşisıra bir soru düşüyor sayfaya;
Ya bundan sonra "yazmak" eylemi ile arada bir husumet doğarsa...
Boyut değiştirmek isteyen bir yakınlıkla ne yapılır?
İkinci soru ise aportta bekliyor;
Sevilen şeyle mesafe tam olarak ne kadardır?






bişi dicem
hiç fena değil